Reklam

Twitter

 

30 Ağustos 2012 Perşembe

Futbol denen oyunda hep 'taraftar' üzülür

Ahmet Selim KUL
Dünkü maç yine ağır sonuçlar doğurdu Fenerbahçe için. Bu tür final maçlarını son yıllarda oynayamayan Fenerbahçe, dün 2010'daki Trabzon maçının benzerini yaşattı. İlk yarı silik olmasına rağmen ikinci yarı turu geçme pozisyonlarını buldu Fenerbahçe ama bu sefer karşısına 35'lik kaleci çıktı. Şimdi dünkü maçı değerlendirelim. O kadar çok karmaşık konu var ki en iyisi madde madde gitmek.

1- Kadıköy'de atmosfer yine harika. Tribünler dolu. Coşkulu ve takımı desteklemeye hazır bir kitle var (Müşteriler hariç). Ama ilk kritik hata malesef maçı kazandıracak tribünlerden geldi: “Aykut-Alex el ele hep beraber tribüne”, “Aykut Alex', tribüne getir”, “Başkan anons yapsana, Aykut, Alex'i tribüne yollasana”... Bu konuya taraftarın katılması, hele böyle bir maçtan önce katılması turu Rusya'ya gönderen ilk hataydı bana göre. Aykut ve Alex'i bir kere aynı kefeye koymak herkes motivasyonunu bozar. Biri teknik direktör, biri oyuncu...

2- Fenerbahçe genç kalecisi Mert'in hatasıyla çok erken bir gol yedi. Bu futbolun içinde olan bir şey. Ama Şampiyonlar Ligi'ne kalmayı hedefleyen bir takım bu golün şokunu 40 dakikada at-la-ta-maz! Evet Fenerbahçe ikinci yarı oldukça iyi bir baskı kurdu. Ama bu baskı en geç 30. dakikada başlamalıydı.

3- Çıkan 11'de bir sıkıntı görmüyorum. Evet Cristian, Selçuk'un yerine oynayabilirdi ama tabi ki skor ve günlük seyirciler Fenerbahçe kaptanının Gaziantepspor maçının yıldızı olduğunu çoktan unutmuştu.

4-Selçuk'un ıslıklanması açıklanamayacak bir skandaldır. Sorumlusu ise “müşteri” profilli taraftar oluşturan yöneticilerdir. Şunu unutmasın kimse; herhangi bir futbolcunun ıslıklandığı hiçbir maçı o takım kazanamaz. Dün de kazanamadı. Bahsettiğim müşteri profilli taraftarlar maç sonucu ne olursa olsun maçı 5 dakika önce terk eden taraftarlar oluyor aynı zamanda. Yani ruhsuz, inançsız ve içindeki futbol sevgisi bitmiş taraftarlar. Galibiyet, kupa varsa varız, yoksa yokuz.

5- Bu sanırım en önemli madde. Bunu okuyanlar beni Alex düşmanlığıyla suçlayacaklar muhtemelen. Bu konuda kendimi açıklama zorunluluğu hissetmiyorum. Alex'e olan sevgimi, bilgisayarımda Felipe'nin fotoğraf albümünün olduğunu, formanın arkasına yazdırabileceğim tek isim olarak hep Alex'i düşündüğümü anlatmam değiştirmez tabi bu söylemleri.

Tarih 14 Şubat 2007... Fenerbahçe'nin 100. yılı... Günlerden sevgililer günü... Avrupa arenasında UEFA Kupası'nda 3. tur maçı. Çeyrek finale bir adım kalmış... Fenerbahçe'nin başında Zico var. Alex o dönemler formsuzluğu sebebiyle eleştiriliyor. AZ Alkmaar maçında Migros tribünündeyim. Maç başında çıkan kavga sebebiyle en tepesine çıkmışım. 17 yaşındaki bir gencin tuttuğu takımın her şeyi olarak gösterilen, müthiş gollerin, kurtarılan maçların kahramanı Alex sahada adeta trip atarcasına yürüyor. Ve 17 yaşındaki bir çocuğun gözündeki bu kahraman bir korner pozisyonunda tribünlerden homurdanma geldiği için kornere gitmiyor. Uğur Boral'ı gönderiyor. Daha sonra bu sorun bir şekilde hallediliyor.

Alex her geçen gün daha büyük bir kahraman oluyor. Ve dün... Alex'in bu sefer teknik direktör Aykut Kocaman ile sorunları var. 2 maç kesik yiyor. Twitter olayının başını çektiği birçok şey yaşanıyor. Daha sonra takım iyice oyunu rakip sahaya yıkmışken oyuna Alex giriyor. Girdiğinde korner oluyor, kornere gitmiyor. Önce Gökhan geliyor, inceden tersliyor. Sonra 2 arkadaşı daha geliyor. Elinden kolundan çekiyorlar zorla gönderiyorlar. Alex gene trip atıyor. İlk kornerde top direkten dönüyor. İkincisinde gol oluyor. Bir de istese daha neler yapabilirdi siz düşünün. Ya da ben söyleyeyim. Son pozisyonda o topu bin kere gol yapardı Alex, anlamsız bir şekilde yere düşen Sow'a o pası vermeseydi...

Sonuç olarak Fenerbahçe yoluna Avrupa Ligi'nde devam edecek. Ama sorun sayısı çok arttı. En büyük rakibinize giden milyon Eurolar, 3A problemi (Aziz Yıldırım, Aykut Kocaman, Alex de Souza), Selçuk, diğer oyunculara bu olayların yansıması, orta saha ve sol bek eksikliği, taraftarın anlamsız tepkileri vs. vs. Bu sezon da elden uçtu gibi ama ben son noktayı yine gerçek taraftar açısından değerlendirerek koyacağım:

Yöneticiler 'müşteri' profili oluşturur, 'taraftar' üzülür. Sonra o müşteri profili futbolcu yuhalar, yine 'taraftar' üzülür.

Yöneticine saldırı olur, 'taraftar' üzülür, sonra yönetici taraftara saldırır yine 'taraftar' üzülür

Efsaneler karşı karşıya gelir 'taraftar' üzülür, sonra efsaneler küser yine 'taraftar' üzülür

Futbolcu ıslıklanır 'taraftar' üzülür, sonra futbolcu taraftara laf eder yine 'taraftar' üzülür

Özetle anladım ki bu futbol denen oyunda hep 'taraftar' üzülür

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...